Türk Ceza Kanunu İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, İkinci Bölüm (Hülya Güney)

 (Hülya GÜNEY)

TÜRK CEZA KANUNU

İKİNCİ KİTAP (Özel Hükümler)

DÖRDÜNCÜ KISIM (Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler)

İKİNCİ BÖLÜM (Adliyeye Karşı Suçlar)

               İFTİRA (TCK m.267)

I.                                    Genel Olarak

            İftira suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 267’de[1] düzenlenmiştir (765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu bu suça 285. maddesinde yer vermekteydi.). İftira suçunun basit hali, TCK m.267’nin 1. fıkrasında “Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis  cezası ile cezalandırılır.” şeklinde ifade edilmiştir. Aynı madde içerisinde aşağıda da ayrıntısıyla inceleyeceğimiz üzere bu suçun nitelikli halleri ile birlikte suça ilişkin bazı düzenlemeler yer almaktadır.

             İftira Suçu başlığı altında TCK m. 268’de[2] iftira suçunun özel bir işleniş biçimi olan “Başkasına ait kimlik ve kimlik bilgilerinin kullanılması” suçu düzenlenmiştir ve ilgili maddede bu suç tipine İftira Suçu’na ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.

            Son olarak TCK m. 269’da[3] İftira Suçu’na ilişkin etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmiştir (765. sayılı TCK’ye göre uygulama alanı genişletilmiştir.).

II.                                   Suçla Korunan Hukuki Değer

Suçun hukuki konusundan kasıt, suçun ihlal ettiği hukuki varlık ya da menfaatin ne olduğudur. İftira suçu ile korunan hukuksal yararın karma bir nitelik taşıdığı hususunda görüş birliği bulunmakla birlikte, bu yararlardan hangisinin öncelikli olduğu konusu tartışmalıdır. İftira suçu bütün anlamıyla ele alındığında, iftira edici davranışın üç grup varlık veya menfaatle çatışma halinde olduğu kolayca anlaşılır. Nitekim iftirada, suçlama gerçek dışı olduğundan gerçeğe ilişkin bir varlık veya menfaat, kendisine isnad edilen suçu işlemediğinden bireye ait bir varlık veya menfaat ve başlamaması gereken bir kovuşturma başlayabileceğinden adliyenin idaresine ilişkin bir varlık veya menfaat ihlal edilmektedir. İftira suçunun sosyal gerçeklik üzerindeki bu üçlü etkisi, hukuki konusunun bu varlık veya menfaatlerden hangisi olduğu konusunda farklı anlayışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.[4]

Bazı önemli görüşlere değinecek olursak; bir görüşe göre bu suçla adliye ve birey alternatif olarak korunmaktadır. Diğer bir görüşe göre ise; adliye ile kişinin şeref ve onuru birlikte korunduğu ancak adliyenin korunan yarar içinde öncelikli olduğu ileri sürülmektedir.[5]

İftira suçunda bir kimse işlemedi­ğini bildiği halde bir başka kişiye suç yükleyerek, ceza kovuşturması ya­pacak veya yaptıracak bir makama şikâyet ya da ihbarda bulunmaktadır. Bunun üzerine soruş­turmayı yapacak makamlar harekete geçmekte ve suç yüklenen kişinin bu suçun faili olup olmadığını araştırmaya koyulmaktadır. İhbar veya şikâyet edilen kişi bu araştırma sonucunda ya mahkûm olacak ya da beraat ede­cektir. İlgili makamların kovuşturma koşullarının bulunmadığını anlaması du­rumunda kovuşturma, ilk aşa­malarda durdurulacaktır. Ancak iftiracı bu koşulla­rın olmadığını biliyor ve bilerek ihbar ya da şikâyetini gerçekleştiriyor ise bü­tün emek ve çabalar boşa gidecektir.[6] Görüldüğü üzere iftira suçunda adli makamların boşa emek ve çaba göstererek zarara uğrarken, iftira edilen kişinin de şerefi, itibarı, onuru vb değerleri ve yeri geldiğinde hürriyeti dahi zarar görmektedir. Bu nedenle kanaatimizce iftira suçunda birden fazla hukuki konu bulunmaktadır ve işbu suçla korunan hukuki değer karma bir nitelik taşımaktadır.

III.                                    Suçun Maddi Unsurları

A.    Suçun Hukuki Konusu

İftira suçunun hukuki konusu hukuka aykırı fiildir. Hukuka aykırı bu fiilin; bir kimse hakkında soruşturma, kovuşturma başlatılmasına ya da idari bir yaptırım uygulanmasına neden olmak adına bu kimseye isnad edilmesiyle de iftira suçu meydana gelir. İftira suçuna konu olacak fiilin suç oluşturması gerekmemektedir. 765. Sayılı TCK’ye göre iftira suçunun oluşması için, isnad edilen fiilin “suç” teşkil eden bir fiil olması gerekmekteydi ancak yürürlükte olan 5237 S. TCK ile bu hususa ilişkin yeni bir düzenleme getirilerek, artık isnad olunan fiilin suç olması şartı aranmamaktadır. Dolayısıyla, gerek bir disiplin yaptırımı veya başka bir idari yaptırım gerektiren fiiller gerekse kabahat olarak nitelendirilebilen fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilmektedir.

İftira suçuna konu olan hukuka aykırı fiilin kastla ya da taksirle işlenmiş olması veya ihmali ya da icrai nitelikte olması, suçun isnad edilebilirliği açısından önemli değildir. İsnad edilen suçta bu özelliklerin varlığı ya da yokluğu aranmaz.

İftira suçunun konusunu oluşturan hukuka aykırı fiilde bazı özellikler aranmaktadır. Öncelikle bu fiilin belirli ve açık olması gerekmektedir. Belirli ve açık olan fiil, aynı zamanda objektif olarak gerçek dışı olmalıdır. Objektif olarak gerçek dışılılık, iki  şekilde söz konusu olabilir; ya kişiye isnad edilen fiil tamamen kurgudan ibarettir ve ne isnad edilen kişi tarafından ne de herhangi bir kişi tarafından gerçekleştirilmemiş bir fiildir ya da hukuka aykırı bir fiil mevcuttur fakat hukuka aykırı bu fiil suçun isnad edildiği kişi tarafından gerçekleştirilmemiştir. Bu iki seçenekten herhangi birinin varlığı halinde iftira suçuna konu fiilin objektif olarak gerçek dışı olduğu kabul edilmektedir.

İftira suçunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da fiili isnat edenin kastında gizlidir. Hukuka aykırı fiili isnat eden kişi bu fiili, isnat ettiği kişinin işlemediğini bilmektedir. Dolayısıyla iftira suçunda, iftira edenin isnat ettiği suçun işlenmediğini biliyor olması,  iftira suçunun doğrudan kastla işlendiğini göstermektedir. Ayrıca fail de özel kast da bulunmalıdır. Fail TCK m.267/f.1’de bahsedildiği üzere, kendisine suç isnat edilen hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak kastı ile hareket etmelidir.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere suçun oluşabilmesi için, isnatta bulunan kimsenin, isnat edilen fiilin isnadın muhatabınca işlenmediğinden emin olması gerekir. Eğer bu hususta tam bir kanaat yoksa ve şüpheye dayalı bir isnat söz konusu ise iftira suçu oluşmayacak; fiil ihbar ve şikâyet hakkı kapsamında değerlendirilecektir, dolayısıyla bu kimse yargılanıyorsa beraat edecektir.[7]

                B.     Fail/Mağdur

İftira suçu özgü bir suç olmayıp, herkes tarafından işlenebilir. Failin kamu görevlisi olması ve kamu görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri iftira suçunun işlenmesi sırasında kullanması durumunda TCK 266’daki nitelikli hal uygulanacaktır ve verilecek ceza üçte biri oranında artırılacaktır.

İsnadın belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Bu kişinin ismi açıkça belirtilmese bile, yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterlidir.[8] İftira suçunun mağduru iftiranın yönelik olduğu kişidir. Bu kişinin suçun isnad edildiği ihbar ve şikâyet anında cezai sorumluluğu bulunmalıdır. Söz gelimi 12 yaşından küçük bir çocuğun veya bir akıl hastasının fail olarak gösterilmesi durumunda, bu kişilerin ceza sorumluluğu olmadığı için iftira suçu oluşmaz.[9] Aynı zamanda mağdura isnat edilen suçun kovuşturulmasının mümkün olması gerekir. Aksi halde iftira suçu oluşmayacaktır. Örneğin şikâyete bağlı bir suçun isnat edilmesine karşı şikâyetin yapılmamış olması; isnada konu fiilin hukuka uygunluk nedeni içermesi ve isnatta bulunurken hukuka uygunluk nedeninin (örneğin meşru savunmanın) de belirtilmesi; isnat edilen suçtan dolayı zamanaşımının gerçekleşmiş olması; yüklenen suçun işlenemez nitelikte olması hallerinde iftira suçunun unsurları oluşmaz.[10]

İftira suçunda belirli ve yaşayan[11] bir veya birden fazla başka kişiye, hukuka aykırı bir fiil isnat edilmektedir. Bu koşulun yerine gelmiş sayılabilmesi için, hukuka aykırı fiilin faili olarak gösterilen kişinin kim olduğunun ihbar veya şikâyette belirtilmiş olmasına gerek yoktur, kullanılan ifadelerden fiilin isnat edildiği kişinin kim olduğunun anlaşılabilmesi ve birey olarak belirlenebilir olması yeterlidir. İftira suçunun mağduru belli veya belirlenebilir bir kişi değilse iftira suçu değil, suç uydurma suçu söz konusu olur.[12]

İftira suçunun mağdurunun sadece gerçek kişilerden mi olacağı, yoksa gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de mi bu suçun mağduru olabileceği sorusuna öğretide çeşitli cevaplar sunulmuştur. Bir kısım yazarlar tüzel kişilerin de gerçek kişiler gibi bu suçun mağduru olabileceğini belirtmektedirler.[13] Bir kısım yazarlar ise iftira suçunun mağdurunun sadece gerçek kişilerden oluşabileceği, tüzel kişilerin ise ancak suçtan zarar gören kişiler olabileceğini belirtmişlerdir. İftiraya uğrayan kişi hakkında ceza kovuşturması yapılabilme koşulu arandığına göre tüzel kişilere karşı böyle bir imkânın kural olarak bulunmaması, suçun mağdurunun kişi toplulukları ya da tüzel kişiler olamayacağının göstergesidir.[14] Kanaatimizce de iftira suçunun mağduru ancak gerçek kişiler olabilir. Tüzel kişiler ve adliye suçtan mağdur olan değil, zarar gören konumundadır.

C.    Eylem

Seçimlik hareketli bir suç olarak TCK m.267’de düzenlenen iftira suçunda eylem “yetkili makamlara ihbar ve şikâyette bulunarak yâda basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnad etmek”tir. Buna göre iftira suçu-nitelikli hali hariç-üç şekilde gerçekleştirilebilir; ya “ihbar” veya “şikâyet” etmek suretiyle ya da “basın yayın” yoluyla.[15]

5237 S. TCK.’de iftira suçunun temel şekli, suçu kovuşturmaya yetkili makamlara “ihbar” ve “şikâyet”te bulunmak ya da “basın yayın yolu”yla bir kişinin ceza kovuşturulmasına uğramasına neden olmak olarak düzenlenmiştir. “Fiilin eser ve delilerini uydurarak iftirada bulunulması” hali ise cezanın yarı oranında artırılmasını gerektiren bir nitelikli hal olarak öngörülmüştür.

765 S. TCK’de iftira suçu maddi ve şekli (biçimsel) iftira olmak üzere ayrılmaktaydı. Bu ayrım çerçevesinde iftira suçunun basit  hali olan “yetkili makamlara ihbar ve şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnad etmek” fiilleri şekli (biçimsel) iftira olarak nitelendirilirken; “fiilin eser ve delilerini uydurarak iftirada bulunulması” eylemi ise maddi iftira olarak nitelendirilmekteydi. Ancak her ne kadar böyle bir ayrım yapılmakta idiyse de şekli (biçimsel) ve maddi olarak nitelendirilen işbu eylemler, iftira suçunun seçimlik hareketleri olarak karşımıza çıkmaktaydı ve kanun iftira suçunun her iki şekli için de aynı yaptırımları öngörmekteydi.[16] Yürürlükte olan 5237 S. TCK’de ise değişikliğe gidilerek maddi iftira olarak nitelendirilen; “fiilin eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması” hali şekli iftira olarak nitelendirilen iftira suçunun basit halinden ayrılarak iftira suçunun nitelikli hali olarak öngörülmüştür.

1.   İhbar ve Şikâyet Yoluyla İftira (Doğrudan İftira) – (Şekli İftira)

TCK m. 267’de belirtildiği üzere iftira suçu; mağdur hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatmaya ya da idari yaptırım uygulamaya yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlenebilmektedir.

a.   İhbar ve Şikâyet

Ceza muhakemesi terimi olan ihbar, şikâyete bağlı olmayan suçlarda suçtan haberdar olan kimsenin bunu yetkili makamlara bildirmesidir.[17] Sadece suç teşkil eden fiillerin ihbar edilebileceği hususunda bir sınırlama yoktur. Aksi halde gerek disiplin yaptırımı gerektiren fiillerin gerekse kabahat niteliğindeki fiillerin suç olarak isnad edilmesi iftira suçu kapsamında değerlendirilmezdi. Bu nedenle ihbarı başka bir ifadeyle de tanımlandıracak olursak; “bir suçun veya disiplin yaptırımını ya da başlıca yönetsel yaptırımı gerektiren hukuka aykırı bir fiilin, herhangi bir kişi tarafından, herhangi bir yolla, o fiili soruşturmaya veya kovuşturmaya yetkili makamlara bildirilmesidir.[18] İhbar Anayasadaki dilekçe hakkının (Any. m.74[19]) bir uzantısı olarak düzenlenmiştir. İhbarda bulunma kural olarak bir yükümlülük değildir. Ancak kanunlarımızda bunun istisnaları da mevcuttur.[20] [21]

CMK m.158/f.5’te “İhbar veya şikâyet yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir.” denilmektedir. İlgili kanunda da açıkça görülmektedir ki ihbarda şekil serbestisi söz konusudur. Sözlü şekilde yapıldığı takdirde bir tutanakla tespit edilir. İhbarlar telefon, telgraf, elektronik posta veya mektupla (imzalı/imzasız) da yapılabilir.

Takibi şikâyete bağlı olan suçlarda suçtan doğrudan doğruya zarar gören kimsenin bu suç failinin cezalandırılması istemiyle yetkili makamlara başvurması, şikâyet olarak adlandırılmaktadır. Hem bir muhakeme şartı (TCK m. 73/1) hem de suçun öğrenilme şekli (CMK m. 158) olan “şikâyet”te müfteri kendisine karşı bir suç işlendiğini söyleyerek, hukuki bir deyişle kendisini mağdur konumuna sokarak yetkili makamlara ihbarda bulunmaktadır.[22]

CMK m.158/f.5’e göre şikâyet de yazılı veya sözlü şekilde yapılabilir. İhbarda olduğu gibi, şikâyetin de sözlü şekilde yapılması halinde tutanakla tespit edilir.

İhbar ve şikâyet, dilekçe hakkının uzantısı olan haklardır. Hakkın kullanılması, hukuka uygunluk nedenlerindendir. Dolayısıyla suçluluğuna inandığı bir kimse hakkında yetkili makamlara bildirimde bulunan kişinin fiili suç teşkil etmez. Yapılan bildirimin iftira suçunu oluşturabilmesi için, suçu isnad ettiği kişinin hukuka aykırı fiili gerçekleştirmediğinin bildirimde bulunanca bilinmesi gerekmektedir.

Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu 158. maddesinde ihbar ve şikâyetleri kabule yetkili makamları belirtmiştir. Buna göre, suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığı’na veya kolluk makamlarına yapılabilir. Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir. Yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir. Bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilir.[23] 5237 sayılı TCK’nin 267. maddesinde kastedilen “yetkili makamların” bu maddede sayılanlardan ibaret olup olmadığı konusu ise dikkate değerdir. Doktrinde bu konuyla ilgili olarak önemli olan hususun, makamın kendisine ulaşan ihbar veya şikâyeti soruşturma ya da kovuşturma makamlarına iletmekle yükümlü olup olmadığının belirlenmesi olduğu belirtilmektedir.[24] Göreviyle bağlantılı olarak, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini öğrenen kamu görevlisi bu durumu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür (TCK m. 259). Bundan dolayı görevleriyle bağlantılı olarak kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren suçlarda tüm kamu görevlileri yetkili makamdır.[25]

  1. b.İsnadın Objektif Olarak Gerçek Dışı Olması - Hukuka Aykırı Eylem İsnadının Niteliği

            İftira suçunu düzenleyen TCK’nin 267. maddesinin gerekçesinde “Kişiye isnad edilen fiil hiç işlenmemiş olabileceği gibi, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir.” denilmektedir.[26] Dolayısıyla ya kişiye isnad edilen fiil tamamen kurgudan ibarettir ve ne isnad edilen kişi tarafından ne de herhangi bir kişi tarafından gerçekleştirilmemiş bir fiildir ya da hukuka aykırı bir fiil mevcuttur fakat hukuka aykırı bu fiil suçun isnad edildiği kişi tarafından gerçekleştirilmemiştir. Bu iki seçenekten birinin varlığı halinde, isnad objektif olarak gerçek dışıdır.

765 S. TCK’nin iftira suçunu düzenleyen 285. maddesine göre, iftira suçunun oluşması için isnad edilen fiilin “suç” teşkil eden bir fiil olması gerekmekteydi ancak yürürlükte olan 5237 S. TCK ile bu hususa ilişkin yeni bir düzenleme getirilerek, artık isnad olunan fiilin suç olması şartı aranmamaktadır. Dolayısıyla, gerek bir disiplin yaptırımı veya başka bir idari yaptırım gerektiren fiiller gerekse kabahat olarak nitelendirilebilen fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilmektedir. Yapılan düzenleme suçun kapsamını genişletmiştir.

İdari yaptırım kavramı öğretide “Mevzuatın öngördüğü hallerde idari makamlar tarafından kamu düzenini, kamu güvenliğini ve kamu sağlığını sağlamak için herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın re’sen hükmedilen, muhatabı olan kimselerin kişisel ya da mali hakları üzerinde etki doğuran, idari işlem ve cezalar” olarak tanımlanmaktadır.[27]

İftira suçunun oluşması için failin kendi kimliğini açıklaması veya doğru bildirmesi zorunlu değildir.[28]Ancak iftira suçunun mağduru bakımından 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 97’nci maddesinde[29], hâkim ve savcılar hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soruşturmayı gerektiren belli bir konuyu içermemesi, gerçek kimlik ve doğru adres gösterilmemesi durumunda yapılan ihbar ve şikâyetlerin işleme konulmayacağı öngörülmüştür.[30] Takibi şikâyete bağlı suçlarda da, şikâyet etmeye hakkı olan dışında bir kimsenin asılsız isnadı iftira suçuna vücut vermez.[31]

2.   Basın ve Yayın Yoluyla Yapılan İftira: (Dolaylı İftira) – (Şekli İftira)

      765 Sayılı TCK’de iftira suçunun basın yayın yoluyla işlenebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktaydı. Basın yayın yoluyla yapılan isnad üzerine savcılık bu harekete geçse dahi yapılan isnad yetkili makamlara yapılmadığından dolayı iftira suçu oluşmamış kabul edilmekteydi. Ancak 5237 s. TCK ile 267. maddeye basın yayın yolu ile iftira suçunun işlenebilmesi seçimlik hareketi eklenerek bu hususa ilişkin yeni bir düzenleme getirilmiştir. Böylelikle iftira suçunun basın yayın yolu ile işlenebilirliği mümkün hale gelmiştir. Basın yayın yolundan anlaşılması gereken, TCK m.6’da bahsedildiği üzere; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlardır.

3.   Hareketin Niteliği/Suçun Tamamlanması

      İftira suçu; isnat edilen hukuka aykırı fiil, idari yaptırımı gerektiren bir fiil ise bunun yaptırımı uygulayacak makamın; suç ise ihbar veya şikâyetle ya da basın ve yayından yetkili makamların haberdar olduğu anda tamamlanır.[32] İftira suçunu şekli iftira ve maddi iftira olmak üzere ayırarak da suçun tamamlandığı anı inceleyebiliriz. Şekli iftirada; suçun işlenme şekilleri ihbar veya şikâyet etmek ya da basın yayın yolu ile bildirimde bulunmak olduğuna göre, bahsettiğimiz eylemlerden hangisi seçilmiş olursa olsun yetkili merciin haberdar olduğu an suç tamamlanmış kabul edilir. İhbar veya şikâyet yetkili mercie henüz ulaşamamışsa suç tamamlanmıştır diyemeyiz. Maddi iftirada ise iftira suçu, eser ve delillerin uydurulması yolu ile işlenmektedir. O halde, yetkili mercilerin uydurulmuş eser ve delillerden haberdar olduğu an, iftira suçu tamamlanmış kabul edilir.

      İftira suçunun ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir, icrai hareketle işlenebilen bir suçtur.

      İftira suçuna ilişkin dava zamanaşımının ne zaman başlayacağı hususuna değinecek olursak; TCK m.267/8’de “İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.” denilmektedir.

D.  Suça Etki Eden Haller

1.   Cezanın Artırılmasını Gerektiren Nitelikli Haller

İftira suçunun ağırlatıcı nedenleri TCK’nin 267’inci maddesinin 2.,3.,5.,6. ve 7. fıkralarında düzenlenmiştir. 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 32. maddesinde kaçakçılık suçları bakımından iftira halinde cezanın artırılacağı öngörülmüştür.[33] İftira suçunun nitelikli halleri aşağıda ayrıntısıyla incelenecektir.

a.   Maddi Eser ve Deliller Uydurarak İftirada Bulunulması:

            (TCK m.267/2)

      765 S. TCK döneminde şekli ve maddi olarak ayrılan iftira suçunun “fiilin eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması” hali, maddi iftira olarak nitelendirilmekteydi. Her ne kadar böyle bir ayrım yapılmakta idiyse de, şekli (biçimsel) ve maddi olarak ayrıma tabi tutulan hareketler, iftira suçunun seçimlik hareketleri olarak karşımıza çıkmaktaydı ve kanun iftira suçunun her iki şekli için de aynı yaptırımları öngörmekteydi.[34] Yürürlükte olan 5237 S. TCK’de ise değişikliğe gidilerek maddi iftira olarak nitelendirilen; “fiilin eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması” hali, şekli iftira olarak nitelendirilen iftira suçunun basit halinden ayrılarak iftira suçunun nitelikli hali olarak öngörülmüştür.

      Fail, maddi eser ve deliller uydurarak, isnadına inandırıcılık kazandırmaktadır. Failin bu delilleri yetkili makamlara mutlaka ulaştırması gerekmez. Önemli olan suçsuz kimse hakkında uydurulan maddi eser ve delillerin, suçu soruşturmaya ve kovuşturmaya yetkili makamın bilgisine ulaşmış olmasıdır.[35] Mağdurun suçsuzluğunu ortaya koyan delillerin saklanması veya ortadan kaldırılması durumunda da nitelikli halin kabul gerçekleştiği kabul edilmelidir.[36]

Maddi eser kavramı; delil ve emareler anlamındadır. Fiziki delil veya emareler yanı sıra, belge veya beyan delili dâhil, tüm delil ve emareler bu kapsamdadır.[37] Delil kavramı; maddi olayı tamamen veya kısmen temsil eden, ispat gücü bulunan ve ispat aracı olan şeylerdir.[38]

b.   Yüklenen Fiil İşlenmediğinden Dolayı Hakkında Beraat Kararı veya Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Verilmiş Olan Mağdurun Aleyhine Olarak Bu Fiil Nedeniyle Gözaltına Alma ve Tutuklama Dışında Başka Bir Koruma Tedbiri Uygulanması Halinde Verilecek Cezanın Yarı Oranında Artırılması:

      (TCK m.267/3)

      Bu nitelikli halin birinci koşulu, isnad edilen suç nedeniyle, mağdurun aleyhine olarak gözaltına alma ve tutuklama dışındaki koruma tedbirleri uygulanmalıdır. Koruma tedbirleri CMK ile düzenlenmekle birlikte işbu koruma tedbirlerini, adli kontrol (CMK m.109 vd.) , arama ve el koyma (CMK m. 116 vd.) , telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi (CMK m. 135 vd.) , gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izlenme (CMK m. 139 vd.) olarak belirtebiliriz.

      İkinci koşul ise, mağdurun isnad edilen fiili işlemediği sabit bulunup, mağdur hakkında beraat kararı veya kovuşturulmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olmalıdır. Mahkûmiyet kararı verilmiş olması bu nitelikli hal kapsamında değerlendirilmemektedir.

 

  1. c.Mağdurun Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis veya Müebbet Hapis Cezasına Mahkûmiyeti Halinde, Yirmi Yıldan Otuz Yıla Kadar Hapis Cezasına; Süreli Hapis Cezasına Mahkûmiyeti Halinde, Mahkûm Olunan Cezanın Üçte İkisi Kadar Hapis Cezasına Hükmolunması:

(TCK m. 267/5)

Mağdurun Mahkûm Olduğu Hapis Cezasının İnfazına Başlanmış ise, Beşinci Fıkraya Göre Verilecek Cezanın Yarısı Kadar Artırılması:

(TCK m. 267/6)

 

      267’inci maddenin 5. fıkrasında öngörülen nitelikli halin uygulanabilmesi için mağdura isnad edilen suça dayalı olarak, mahkûmiyet kararı verilmiş olmalı ve işbu mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması gerekmektedir.

      Verilmiş olan cezanın infazına başlanmış olması koşulu, 5. fıkra kapsamında değerlendirilmemelidir. 267. maddenin 6. fıkrasında bu hususa ilişkin hükme yer verilmiştir. İlgili maddeye göre, mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması halinde, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılacaktır.

d.   İftira Sonucunda Mağdur Hakkında Hapis Cezası Dışında Adli veya İdari Bir Yaptırım Uygulanması Halinde Cezanın Artırılması:

      (TCK m. 267/7)

      267’inci maddenin 7. fıkrasına göre iftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; iftira eden kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır.

      Hapis cezası dışındaki adli yaptırımlar; adli para cezası, hapis cezasına seçenek diğer yaptırımlar, müsadere ve sınır dışı etme gibi yaptırımlardır. İdari yaptırımlar ise, idari para cezası mülkiyetin kamuya geçirilmesi, diğer idari ve disipliner nitelikteki (meslek ve sanatın tatili; işyerini kapatılması; izin ve ruhsatların kaldırılması; ruhsatsız inşaatı yıkılması; barodan kaydın silinmesi; kamu kurumu niteliğindeki meslek mensuplarında meslekten çıkarma; uyarma, kınama gibi disiplin cezalarının uygulanması) yaptırımlardır.[39] Belirtilen yaptırımların uygulanmış olması, infaz edilmiş olması anlamına gelmektedir.[40]

      TCK m.267/f.7’de bahsi geçen nitelikli hal, 17.11.2011 tarihli karar ile Anayasa Mahkemesince oybirliğiyle iptal edilmiştir[41]. İşbu karar 17.03.2012 tarihli 28236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup iptal kararının gerekçesinde; “…Yasakoyucu, iftira sonucunda mağdur hakkında konusu suç teşkil etmeyen ve genellikle kişiye görev ve yükümlülüklerinin hatırlatılmasından ibaret olan idari  yaptırımların uygulanması haliyle, hapis cezası dışındaki adli yaptırımların uygulanması halini aynı ağırlıkta görerek, her iki durum için de aynı miktarda cezalar öngörmüştür. Bu açıdan itiraz konusu fıkrada suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengenin korunamadığı ve bu haliyle de adalet duygularını zedeleyen bir durum bulunduğu açıktır. İtiraz konusu fıkranın, suçun  niteliği, mağdurun uğradığı zararın ağırlığı, mağdur hakkında uygulanan yaptırımın çeşidi ve suçla korunan hukuki fayda bakımından değerlendirilmesi yapıldığında, iftira neticesinde mağdur hakkında hapis cezası uygulanması halinde öngörülen ceza ile mağdur hakkında hapis cezası dışında adli yaptırım veya idari yaptırım uygulanması halinde öngörülen cezalar arasında kabul edilebilir bir orantı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle de itiraz konusu fıkranın hukuk devletinde olması gereken adalet ilkesiyle bağdaştırılması mümkün değildir.” denilmiştir ve açıklanan nedenlerle ilgili fıkra Anayasa Mahkemesince Anayasa’nın 2. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

      Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu iptal kararını değerlendirecek olursak; TCK m.49/f.1’de; “Süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hallerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamaz.” denilmektedir. O halde süreli hapis cezasında, asgari süre bir aydır. Sanığın, asgari bir ay hapis cezasını gerektiren suçları isnad ederek iftirada bulunması halinde, m.267/f.5 gereğince TCK iftira edenin mağdurun mahkûm olduğu cezanın üçte ikisi oranında, yani asgari 20 günden başlayan hapis cezaları alması gerekecektir. Dolayısıyla isnad ettiği suç nedeniyle mağdurun hapis cezasına mahkûm edilmesine sebebiyet veren bir sanığın TCK 267/5. maddesi gereğince, asgari 20 günden başlayacak hapis cezasına mahkûmiyeti söz konusu iken, isnad ettiği suç nedeniyle mağdur hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmasına  sebebiyet veren sanık hakkında ise TCK m.267/f.7 gereğince, asgari 3 yıl hapis cezası verilmesi gerekecektir. Dolayısıyla; “iftira neticesinde mağdur hakkında hapis cezası uygulanması halinde öngörülen ceza ile mağdur hakkında hapis cezası dışında adli yaptırım veya idari yaptırım uygulanması halinde öngörülen cezalar arasında kabul edilebilir bir orantı bulunmadığı anlaşılmaktadır.[42]” Bu nedenle söz konusu iptal kararı kanaatimizce yerinde olmuştur.

      Anayasa Mahkemesince TCK m.267/f.7’ye ilişkin iptal kararının, Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. 17.03.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan işbu iptal kararı 17.03.2013 tarihinde yürürlüğe girecektir.

  1. 2.Cezayı Hafifleten Nitelikli Haller – Şahsi Cezasızlık Halleri

 

  1. a.Etkin Pişmanlık:

      (TCK m. 269)

      Cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep olan etkin pişmanlık TCK’nin 168’inci maddesinde düzenlenmiştir. İftira suçuna ilişkin etkin pişmanlık hükümleri ise TCK m. 269’da yer almaktadır. Failin işbu etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için iftiradan dönmesinin her türlü tereddütten uzak şekilde açık bir beyanla yapılması ve bu beyanın geri alınmamış olması gerekir.[43] Maddede, etkin pişmanlığın uygulama alanı çeşitli aşamalara göre ayrı ayrı düzenlenmiştir.

      Maddenin 1. fıkrası, soruşturma başlamadan önce pişmanlık halini hükme bağlamıştır. İlgili fıkrada; “İftira edenin, mağdur hakkında adli veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.” denilmektedir.[44] “Soruşturma” denilen evre, CMK’nin 2’inci maddesinde açıklanmaktadır. “Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evre”, soruşturma olarak adlandırılır. Dolayısıyla, iftira edenin TCK m.269/f.1’deki indirimden yararlanabilmesi için, yetkili mercilerin suç şüphesini öğrenmesinden iddianamenin kabulüne kadar olan sürede iftirasından dönmesi gerekmektedir.

      Maddenin 2. fıkrasında kovuşturma başlamadan önce etkin pişmanlık düzenlenmiştir. İlgili fıkrada; “Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.” denilmektedir. CMK m.2’ye göre kovuşturma; “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi” ifade etmektedir. TCK m.269/f.2’de “kovuşturma başlamadan önce” denilmektedir. Fıkrada bahsedilen, soruşturmanın başlamış olması ancak kovuşturmanın henüz başlamamış olmasıdır.

      Soruşturmadan önce/kovuşturmadan önce ayrımı, idari soruşturmalarda soruşturma ve kovuşturma ayrımı olmadığından dolayı idari soruşturmalar için kullanılmamaktadır. Bu nedenle de idari soruşturma söz konusu ise, uygulanacak indirimde disiplin amirinin soruşturma emrini verdiği an dikkate alınmalıdır.

      Madenin 3. fıkrasında üçlü bir ayrıma gidilmiştir. Fıkranın a bendinde; “Etkin pişmanlığın; mağdur hakkında hükümden[45] önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilebilir.” denilmektedir. O halde failin 3.fıkranın a bendinden yararlanabilmesi için kovuşturma başladıktan sonra ancak hükümden önce iftirasından dönmesi gerekmektedir.

      TCK m.269/f.3/b’de; “Etkin pişmanlığın; mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilebilir.” denilmektedir. Burada da fail, mağdur hakkında hüküm verildikten sonra ancak hükmün kesinleşmesinden önce iftirasından dönmelidir.

      TCK m.269/f.3/c’de; “Etkin pişmanlığın; hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilebilir.” denilmektedir. Burada mağdur hakkında verilen hüküm kesinleşmiştir ve infazına başlanmıştır.

      269’uncu maddenin 3. fıkrası için üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise; kanun koyucu ilgili maddede “….indirilebilir” diyerek, failin m.269/3 çerçevesinde etkin pişmanlıktan yararlanmasını, hâkimin takdirine bırakmıştır.

      Maddenin 4. fıkrasında; iftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla uygulanacak indirimler, ikili bir ayrıma gidilerek düzenlenmiştir. Fıkranın a bendine göre; idari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı indirilebilir. Aynı fıkranın b bendinde; idari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlık düzenlenmiştir, ilgili bende göre fail, idari yaptırım uygulandıktan sonra iftirasından dönerse verilecek cezanın üçte biri indirilebilir. Söz konusu fıkrada da “….indirilebilir” denilerek, cezada indirim uygulayıp uygulamamak hakimin takdirine bırakılmıştır.

      Son olarak; 269’uncu maddenin 5’inci fıkrasına göre; fail iftirasını basın ve yayın yoluyla yapmış ise, iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilmesi için, bunu aynı yöntemle yayınlanması gerekmektedir.

IV.             Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru

            İftira suçunda iftira edilene ait menfaatler korunmakla birlikte, adliyenin idaresine ilişkin menfaatler de korunmaktadır. Dolayısıyla ilgilinin rızası, iftira suçu bakımından hukuka uygunluk nedeni olarak değerlendirilemez.

            İsnat edilen fiil, hukuka uygunluk nedeni içeriyorsa ve fiili hukuka uygun hale getiren neden belirtilmişse, bu çerçevede işlenen fiil suç olarak nitelendirilemeyeceğine göre, iftira suçundan bahsedilemez.[46] Gerçekleşmiş bir olayla ilgili olarak bu olayın oluşumuna neden olan kişiler de gösterilmek suretiyle ihbar veya şikâyette bulunulması durumunda, iftira suçunun oluştuğundan söz edilemez. Çünkü burada gerçekleşmiş somut olayla ilgili olarak ihbar veya şikâyette bulunmak şeklinde bir hakkın icrası söz konusudur.[47]

            TCK m.26/f.1’de “Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.” denilmektedir. Hakkın kullanılması bir hukuka uygunluk sebebidir. Hakkın kullanılmasından sadece şikâyet ve dilekçe hakkı değil, gazetecilik, haber ve eleştiri hakkı, iddia ve savunma dokunulmazlığı hakları da anlaşılmalıdır.[48]Ancak hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninden yararlanılabilmesi için, isnatta bulunan kimsenin, isnad edilen fiilin isnadın muhatabınca işlendiği kanaatinin tam olması gerekir. İsnatta bulunan, isnad edilenin fiili işlemediği gerçeğini bilmiyor olmalıdır. Aksi halde iftira suçu gerçekleşmiş olur.[49] 

            Şikâyet veya ihbar hakkının kullanılmasındaki ölçü, suç failinin; ihbar veya şikâyetinin konusunu oluşturan eylemin mağdur tarafından işlenmediğini bilip bilmemesidir. Mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini bildiği kanıtlanmadıkça sınırın aşıldığı kabul edilemez. Failin, mağdurun yüklenen eylemi işlemediğini kesin olarak bildiği halde, suç işlediğinden bahisle yetkili mercie ihbar veya şikâyette bulunması iftira suçunu, bu mercilerin dışında kalan kişilere duyurması ise hakaret suçunu teşkil edecektir.[50]

 

V.          Manevi Unsur

Hukuka aykırı fiili isnad eden kişi bu fiili, isnad edilen kişinin işlemediğini bilmektedir. Dolayısıyla iftira suçunda, iftira edenin isnad ettiği suçun isnad edilence işlenmediğini biliyor olması,  iftira suçunun doğrudan kastla işlendiğini göstermektedir. Ayrıca fail de özel kast da bulunmalıdır. Fail TCK m.267/f.1’de bahsedildiği üzere, kendisine suç isnad edilen hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak kastı ile hareket etmelidir.

Failin isnadın gerçek dışı olduğunu kesin olarak bilmesi gerektiğinden, bu suç ancak doğrudan kastla işlenebilir.[51] Buradan da anlaşılabileceği üzere, failin isnadın gerçek dışılığını bilmesi arandığından, bunu mümkün görmüş olması (olası kast) suçun oluşması için yeterli değildir. Bu itibarla isnad edilen fiilin objektif olarak gerçek dışılığı konusunda failin kuşku ya da varsayımdan hareket ettiği durumlarda suçun manevi unsuru gerçekleşmiş olmaz.[52] Bununla birlikte suçun diğer unsurları, örneğin ihbar veya şikâyetin yapıldığı makamın yetkili olup olmadığı konusunda olası kast yeterlidir.[53]

VI.       Teşebbüs

İftira suçu; ihbar ve şikâyete konu fiilin kovuşturmaya yetkili makamlar tarafından öğrenilmesiyle; suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda ise yayınla birlikte tamamlanır.[54] İftira suçu masum kişi hakkında maddi eser ve delil uydurma şeklinde işlenmesi halinde suçun tamamlanma anı, yetkili makamların uydurulan delil ve emarelerden haberdar olduğu andır.[55] Burada soyut tehlike suçu söz konusu olduğu için, kovuşturmaya veya yönetsel yaptırım uygulamaya yetkili makamların harekete geçmiş olup olmamaları, iftira suçunun tamamlanması açısından önem taşımaz.[56] Bu itibarla sonradan failin isnadın gerçek dışı olduğunu yetkili makamlara bildirmesi, gönüllü vazgeçme sayılmaz.[57]

İftira suçuna ilişkin tamamlanma anlarına baktığımızda, bu suçun sırf hareket suçu olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle iftira suçu icra hareketleri bölünemediği takdirde teşebbüse elverişli değildir. Basın yayın yoluyla işlenmesi durumunda, suç yayının gerçekleştiği anda işlenmiş sayılacağı için, teşebbüs mümkün olmayacaktır.[58] Cumhuriyet Savcılığına yazılmış olan ihbar mektubunun yolda kaybolması ya da suçun maddi delil ve eserlerini uydurmak isteyen failin mağduru suçlamak amacıyla evine konulmak üzere örneğin uyuşturucu maddeyi bir kişiye verirken yakalanması halinde bu suçun teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilebilir.[59]

VII.    Suçların Çokluğu (Suçların İçtimaı)

TCK’nin 267’inci maddesinin 4’üncü fıkrasında; “Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.” denilerek  özel bir içtima kuralı öngörülmüştür. Bu maddeye göre, isnad edilen fiil nedeniyle hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun, iftira nedeniyle gözaltına alınmış olması veya tutuklanmış olması halinde; kişiyi hürriyetinden yoksun  kılma suçu da söz konusu olacaktır (TCK m.109) ve iftira eden, iftira suçundan dolayı doğrudan fail, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı ise dolaylı fail olarak sorumlu tutulacaktır. 

Fail yapmış olduğu tek bir fiil veya ihbar ile bir kişiye birden fazla hukuka aykırı fiili isnad etmiş ise böyle bir durumda, suç tektir. İhbar veya yayında aynı fiilin faili olarak birden fazla kişi gösterilmişse, 765 sayılı TCK döneminde Yargıtay mağdur sayısı kadar suçun oluştuğunu; ancak bu suçlar aynı suç işleme kararına bağlı ise zincirleme suç ilişkisinin bulunduğunu kabul etmekteydi. TCK bakımından ise aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi söz konusu olduğundan, TCK m.43/f.2[60] hükmü uyarınca zincirleme suç kuralları uygulanacaktır.[61][62] Ancak fail iftira suçunu işlemek için bir başka suç da işlemişse işlenen suç ile iftira suçu arasında gerçek içtima uygulanması gerekecektir.[63]

Zincirleme suç bakımından incelenmesi gereken bir diğer olasılık, failin aynı kişiye karşı değişik zamanlarda iftira fiillerini işlemesidir. Aynı kişi hakkında, aynı hukuka aykırı fiil isnadıyla, farklı yetkili mercilere birden fazla ihbar veya şikâyette bulunulması halinde; bazı yazarlara göre, müfterinin tek fiili olduğu kabul edilmelidir[64], diğer bazı yazarlar ise burada suçun birden fazla olduğunu ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürmektedirler.[65] Kanaatimizce aynı kişi hakkında, aynı hukuka aykırı fiil isnadıyla, farklı yetkili mercilere birden fazla ihbar veya şikâyette bulunulması halinde tek bir fiil söz konusudur.

Aynı kişi hakkında müfteri birden fazla ve farklı fiiller isnat etmiş fakat bunları tek bir ihbar, suç duyurusu veya şikâyet dilekçesi ile yapmışsa ve isnatlar arasında bütünsellik veya fiili bağlantı yoksa her bir isnat bakımından ayrı ayrı iftira suçları oluşacaktır. Aynı kişi hakkında değişik zamanlarda ve değişik şekillerde farklı isnatlarda bulunulmuşsa doğal olarak yine gerçek içtima hükümleri devreye girecektir.[66]

Failin tek bir isnatla birden fazla suç tipini ihlal etmesi halinde, fikri içtima söz konusu olacaktır ve failin cezai sorumluluğu en ağır suçtan dolayı olacaktır. Bu durumu, failin iftira suçunu işlemek için başka suçları da işlemesi haliyle karıştırmamak gerekmektedir. Tekrar belirtmek gerekir ki fail, iftira suçunu işlemek için bir başka suçu da işlemişse gerçek içtima hükümleri uygulanmalıdır.

VIII. Suçluların Çokluğu (Suça İştirak)

İftira suçu, iştirak açısından herhangi bir özellik arz etmemektedir. İştirakin tüm şekilleri bu suç bakımından uygulama alanı bulur.

Fiilin birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde müşterek faillik, başkasını iftira suçunu işlemesi için ikna eden ve bu suretle suç kararını aldıran kişi azmettiren ya da yardım eden şerik olarak sorumlu olacaktır.[67]

IX.       Muhakeme

      İftira suçunun soruşturması ve kovuşturması herhangi bir koşula bağlı değildir ve Cumhuriyet Savcılığınca re’sen yapılır. İftira suçunun basit şekli olan m.267/f.1 ve nitelikli hallerden m.267/f.2,3,4,6,7 bakımından asliye ceza mahkemeleri görevlidir. Diğer bir nitelikli hal olan m.267/f.5 bakımından ise ağır ceza mahkemeleri görevlidir.

 

SUÇ UYDURMA SUÇU (TCK m.271)

 

I.          Genel Olarak

      Suç uydurma suçu, 5237 sayılı TCK’nin 271. maddesinde düzenlenmiştir[68] (765 sayılı Türk Ceza Kanunu bu suça 283’üncü madde 1’inci fıkrasında yer vermekteydi.).

      Suç uydurma suçunda fail, suçun işlenmiş olduğunu iddia ederek, işlenmediğini bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar veya şikâyet etmekte ya da işlenmeyen bir suçun delil ve emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurmaktadır.[69]

      Madde 271’e göre suç uydurma suçunun iki işleniş biçimi vardır, dolayısıyla işbu suç için seçimlik hareketli bir suçtur diyebiliriz. Seçimlik hareketlerden birisi; işlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar etmektir. Diğer bir seçimlik hareket ise; işlenmeyen bir suçun delil ve emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurmaktır.

      Suç uydurma suçuna ilişkin zamanaşımı hususunda TCK m.271’de özel bir hüküm öngörülmemiştir. İşbu suç için dava zamanaşımı süresi TCK m.66/f.1e[70]’ye göre sekiz yıldır.

II.       Suçla Korunan Hukuki Değer

      TCK’de suç uydurma suçu, “adliyeye kaştı suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Madde 271’inci maddenin gerekçesine baktığımızda; “…Bu suretle adli makamları gereksiz olarak işgal etmek veya yanlış yollara yönlendirerek gereksiz uğraştırmak cezalandırılmış olmaktadır.[71]” denilmektedir. Suç uydurma suçuyla korunan hukuki değerin ne olduğu hususunun tartışmalı olduğunu belirtmekle birlikte; maddenin gerekçesine de dayanarak, bu suçla korunan hukuki değerin “adliyenin işleyiş düzeni” olduğu kanaatindeyiz.

  1. II.Suçun Maddi Unsurları
  2. III. 

A.  Suçun Hukuki Konusu

            Suç uydurma suçunda failin yetkili makamlara bildirdiği ya da soruşturma yapılmasını sağlayacak şekilde delil ve emarelerini uydurduğu fiil, teknik anlamda suçtur.[72] Kabahat veya disiplin eylemleri madde kapsamında değerlendirilmemelidir.

            Madde metninde, ihbara konu olacak veya delil/emareleri uydurulacak suçun niteliği hakkında herhangi bir düzenleme olmadığı için, bahse konu olacak suçun kasıtlı veya taksirli bir suç olması ya da teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı da önem taşımamaktadır.[73]

B.  Fail-Mağdur

            Suç uydurma suçu özgü suç değildir. Bu nedenle de suçun faili özellik arz etmez, herhangi bir gerçek kişinin bu suçun faili olması mümkündür.

            Suç, herhangi bir kişiye isnat edilmemelidir. Bu yönüyle iftira suçundan farklılık göstermektedir. Aksi halde iftira suçu söz konusu olacaktır çünkü iftira suçunda hukuka aykırı fiilin isnat edildiği belli bir kişi vardır. Suç uydurma suçunda, herhangi bir bireye isnad edilen bir suç değil, gerçekte var olmayan bir suçun, kimseye isnad edilmeden ihbar edilmesi durumu söz konusudur.

C.  Eylem: Hareket – Netice – Nedensellik Bağlantısı

 

            1.   Şekli Suç Uydurma:

                  (İşlenmemiş bir suçu yetkili makamlara ihbar etme)

            TCK m.271/f.1’de “İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden…” denilmektedir. Öncelikle ihbar edilen eylem teknik anlamda suç olmalıdır, kabahat veya disiplin eylemleri bu suç kapsamındaki eylemlerden değildir. Dolayısıyla suç işleme suçu ihbar edilen eylem açısından iftira suçu ile farklılık gösterir. Soruşturma organlarını harekete geçirebilecek biçimde objektif olarak gerçek dışı bir ihbarda bulunulması suçun oluşması için yeterli olup, soruşturma organlarının gerçekten harekete geçmiş olmaları aranmaz[74][75]. İhbar kavramı ile ilgili olarak ihbarın nasıl yapılacağına ilişkin farklı görüşler olmakla birlikte, kanaatimizce iftira suçunda yapmış olduğumuz açıklamalar bu suç bakımından da geçerlidir.

            Fail, gerçekte işlenmiş bir suça eklemeler yaparak, suçu abartarak veya başka bir şekilde değiştirerek niteliklerini farklı göstermek suretiyle ihbarda bulunmuş olabilir. Fiilen gerçekleşen suça göre ihbar edilen suç, bu suçun aydınlatılması için yapılması gereken soruşturma işlemleri dışında başka işlemlerin de yapılmasını gerekli kılıyorsa, suçun oluştuğu kabul edilmelidir[76]. Başka bir anlatımla fiilen işlenen suçun niteliğinin tamamen değiştirecek biçimde ihbarda bulunmuş ise suç uydurma suçu oluşur[77].

      2.   Maddi Suç Uydurma:

      (İşlenmemiş bir suçun delil ve emarelerini uydurma)

      TCK m.271/f.1’in devamında, suç uydurma suçunun seçimlik hareketlerinden ikincisine; “…işlenmeyen bir uçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran…” denilerek değinilmiştir.

      İşlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurmada; uydurmanın, yetkili makamları harekete geçirebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yetkili makamın soruşturmaya başlamış olup olmadığının, suçun oluşması bakımından bir önemi yoktur. İftira suçunda, kişiye isnat edilen hukuka aykırı fiilin gerçekte işlenmiş olup olmamasının önemi yoktur; önemli olan, o fiilin, isnat edilen kişi tarafından işlenmemesidir.

      Suç işleme suçunda delilleri uydurulan ya da yetkili makamlara ihbarda bulunulan suçun işlenmemiş olması aranmaktadır. Bu yönüyle iftira suçundan farklılık gösterir.

      Delil ve emareleri uydurulan suçun gerçekte işlenmemiş olması gerekir[78]. Dolayısıyla gerçekte işlenmiş bir suç nedeniyle başlatılmış olan bir ceza soruşturmasını delil uydurmak suretiyle yanlış yönlendirmek eylemi suç uydurma suçunu değil, koşulları varsa “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçunu (TCK m.281[79]) oluşturur[80].

D.  Suça Etki Eden Haller

      Suç uydurma suçunda, cezayı artıran veya azaltan herhangi bir nitelikli hal kanunen öngörülmemiştir.

III.       Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru

            Suç uydurma suçunun hukuka aykırılık unsuru TCK m.271’de belirtilmiştir. Kanuna göre; failin işlenmediğini bildiği bir suçu yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar etmesi ya da işlenmeyen bir suçun delile veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurması, bu suçun hukuka aykırılık unsurunu oluşturmaktadır.

      İhbar ve şikâyet hakkının kullanılması veya görevin ifası bağlamında suç ihbarında bulunulması hallerinde eylem hukuka uygundur. TCK’nin 278. maddesi uyarınca, işlenmekte olan bir suçun ihbarı kişiler için bir hak olmanın ötesinde bir görev ve yükümlülük olarak öngörülmüştür. Bu itibarla kişilerin şüphe içinde yaptıkları ihbarın, yapılan soruşturma sonunda öngörülen suçun oluştuğundan söz edilemez. Ancak failin işlenmediği bilinen bir eylemi işlenmiş gibi yetkili makamlara bildirdiğinin kanıtlanması durumunda görevin ifası ya da hakkın kullanılmasından söz edilemeyeceğinden, bu durumda failin 271. madde uyarınca cezalandırılması gerekir[81].

IV.       Suçun Manevi Unsuru

            Suç uydurma suçu ancak kasten işlenebilir. Failin suç uydurmadaki amacının önemi yoktur[82]. Ancak suçun oluşması için failin işlenmediğini bildiği bir suçu ihbar etmesi veya delil ya da emarelerini uydurması arandığından, bu suç ancak doğrudan kastla incelenebilir, olası kastla veya taksirle işlenmesi mümkün değildir[83].

 

V.       Teşebbüs

            İftira suçunda teşebbüs ile ilgili yapmış olduğumuz açıklamalar, suç uydurma suçu bakımından da geçerlidir. Şöyle ki, suç uydurma suçunda suçun tamamlanma anlarına baktığımızda;  ihbar şeklinde işlenmişse tamamlanma anı, ihbarın yetkili makamlara ulaştığı andır; işlenmemiş bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurarak işlendiğinde ise tamamlanma anı, yetkili makamların uydurulan delil veya emarelere ulaştıkları andır. Dolayısıyla her iki eylem açısından da icra hareketleri aşamalara ayrılabiliyor nitelikteyse suça teşebbüsün mümkün olduğunu söylemek gerekir.

VI.       Suçluların Çokluğu (Suça İştirak)

            Suç uydurma suçunda iştirak bakımından herhangi bir özellik söz konusu değildir. İştirakin her şekli mümkündür.

VII.     Suçların Çokluğu (Suçların İçtimaı)

            Fail; işlenmemiş bir suçu yetkili makamlara ihbar ettikten sonra, soruşturma ve kovuşturma devam ederken suçu bir başkasına isnat etmesi halinde, hem suç uydurma hem de iftira suçundan dolayı sorumlu olacaktır[84]. Belirtilen uydurma ve belli bir kişiye isnat çok yakın bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyorsa burada suç uydurma iftira suçuna dönüşmüş olacaktır[85].

            Suçun delil veya emarelerinin uydurulması halinde, başka bir suç tipinin oluşması söz konusu olursa, suç uydurmanın yanında ayrıca diğer suçtan dolayı da cezai sorumluluk doğacaktır[86].

            Failin yetkili makamlara birden fazla suç uydurarak ihbarda bulunması veya bir suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden fazla suç uydurması durumlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür[87].

            Suç uydurma suçunun, başka bir suçu gizlemek veya başka bir suçun işlenmesine yardımcı olmak amacıyla işlenmesi halinde gerçek içtima söz konusu olacaktır.

VIII.   Muhakeme

            Suç uydurma suçu şikâyete tabi bir suç olmayıp, soruşturma ve kovuşturması Cumhuriyet Savcılığınca re’sen yapılır. Bu suç nedeniyle açılacak davada yetkili ve görevli mahkeme suçun işlendiği yer asliye ticaret mahkemeleridir.

 



[1]       TCK MADDE 267 - (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını  sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.

(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.

(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

(7) İftira sonucunda mağdur hakkında hapis cezası dışında adlî veya idarî bir yaptırım uygulanmışsa; iftira eden kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.

(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilân olunur. İlân masrafı, hükümlüden tahsil edilir.

[2]       TCK MADDE 268 - (1) İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır.

[3]       TCK MADDE 269 - (1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idarî soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi hâlinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.

(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme hâlinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.

(3) Etkin pişmanlığın; a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi, b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı, c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması hâlinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idarî yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla; a) İdarî yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması hâlinde, verilecek cezanın yarısı, b) İdarî yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması hâlinde, verilecek cezanın üçte biri, indirilebilir.

(5) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./30.mad) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.

[4]       Toroslu Nevzat, İftira Cürümünün Hukuki Konusu, AÜHFD, C.37, Ankara 1980, s.107

[5]       Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Önok R.Murat, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2008, s.850

[6]       Önder, s. 265

[7]       Özoğlu Mehmet Soner, Karşılaştırmalı Olarak 765.Sayılı TCK ile 5237 S. TCK’de İspat Hakkı, http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1173.htm, E.T.29.03.2012.

[8]       Erol Haydar, Gerekçeli Açıklamalı ve İçtihatlı Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara 2005, s.1250.

[9]       Tezcan/Erdem/Önok, s. 852

 

[10]     Parlar Ali/Hatipoğlu Muzaffer, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara 2007, s.1849

[11]     “İncelenen somut olayda, sanık hakkında dört kişiye iftira suçundan dolayı dava açıldığı, ancak dosyada bulunan nüfus kaydı ve mernis ölüm tutanağından C.G. adlı kişinin, sanığın yetkili merciiye şikayet dilekçesi verdiği günden yaklaşık altı ay önce 20.06.2002 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Ölüye karşı suç yüklenmesi düşünülemeyeceğinden, sanığın, anılan kişiye, işlenemez nitelikteki iftira suçundan, mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır..” (Y. 4.CD. 12.07.2006 E., 2006/4670 K. – www.dinamikhukuk.com ) Karar için bkz. Tezcan/Erdem/Önok, s.852, dipnot 14.

[12]     Tezcan/Erdem/Önok, s.852.

[13]     Bkz. Tezcan/Erdem/Önok, s.851.

[14]     Önder Ayhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1987, s.267.

[15]     Yıldırım Akif, İftira Suçu, TBBD, Y.2007, S.69, s.190

[16]     765 S. TCK MADDE 285 – (1) Her kim Adliyeye veya keyfiyeti Adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takib yapacak veya yaptırabilecek bir mercie ihbar veya şikâyette bulunarak suçsuz olduğunu bildiği bir kimseye bir suç isnad eder yahut o kimse aleyhinde böyle bir suçun maddi eser ve delillerini uydurursa isnad eylediği suçun nevi ve mahiyetine ve uydurduğu delillerin kuvvetine  göre üç aydan üç seneye kadar hapsolunur.

[17]     Yıldırım, s.190

[18]     Tezcan/Erdem/Önok, s.854

[19]     ANAYASA MADDE 74 – (1) (Değişik: 3/10/2001-4709/26 md.) Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

[20]     TCK MADDE 278 –  (1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması hâlen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Mağdurun onbeş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan özürlü olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılır.

TCK MADDE 279 - (1) Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suçun, adlî kolluk görevini yapan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

CMK MADDE 161 - (2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

[21]     Yıldırım, s.190

[22]     Yıldırım, s.191

[23]     Yıldırım, s.194

[24]     Yıldırım, s.194 ; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 742;   Soyaslan, Ceza Hukuku, s. 547.

[25]     Yıldırım, s.194 ; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 742

[26]     Maddenin gerekçesi için bkz. Parlar/Hatipoğlu, s.1250

[27]     Özbek Veli Özer/Kanbur Nihat/Doğan Koray/Bacaksız Pınar/Tepe İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2011, s.1001 ; Artuk/Gökçen/Yenidünya, 814, dipnot:101.

[28]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1001 ; Yaşar/Gökcan/Artuç, 7829

[29]    HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU MADDE 97 - (Değişik 22.12.2005 – 5435/34 md.) (1) Hâkim ve savcılar hakkında; a) Belli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan, b) Başvuru sahibinin adı, soyadı, imzası ile iş veya yerleşim yeri adresi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayan, c) Daha önceden şikâyet konusu yapılıp sonuçlanan hususlarda yeni delil içermeyen, d) Kanun yollarına başvuru sebebi olarak ileri sürülebilecek veya hâkimlerin yargı yetkisi ve takdiri kapsamında kalan hususlara ilişkin bulunan, e) Akıl hastalığı sebebiyle vesayet altına alınanlar ile henüz vesayet altına alınmamış olmakla birlikte bu hastalığa duçar oldukları sağlık kurulu raporu ile belirlenenlerce verilmiş olan, İhbar ve şikâyetler işleme konulmaz. Ancak (b) bendinde yazılı şartları taşımayan ihbar ve şikâyetlerin somut delillere dayanması durumunda, konu hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılır.

[30]     Meran Necati, İftira Suçu, AD, Y.2003, S.15, s.101 ; Önder/Ayhan s.268

[31]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1001 ; Erem/Toroslu, s. 201vd.

[32]     Toroslu Nevzat, Ceza Hukuku, Ankara 2005, s. 314 ; Artuk/Gökçen/Yenidünya, Ceza Hukuku, s. 752

[33]     Parlar/Hatipoğlu, s.1853

[34]     765 S. TCK MADDE 285 – (1) Her kim Adliyeye veya keyfiyeti Adliyeye tevdie mecbur olan bir makama veya kanuni takib yapacak veya yaptırabilecek bir mercie ihbar veya şikâyette bulunarak suçsuz olduğunu bildiği bir kimseye bir suç isnad eder yahut o kimse aleyhinde böyle bir suçun maddi eser ve delillerini uydurursa isnad eylediği suçun nevi ve mahiyetine ve uydurduğu delillerin kuvvetine  göre üç aydan üç seneye kadar hapsolunur.

[35]     Tezcan/Erdem/Önok, s.868 ; Artuk/Gökcen/Yenidünya, s.606.

[36]     Tezcan/Erdem/Önok, s.868 ; Yenidünya, Legal 2005, s.2840 ; Ünver, Adliyeye Karşı Suçlar, s.86 vd.

[37]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1004 ; Ünver, s.86.

[38]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1004 ; Öztürk, s.289 vd.

[39]     Parlar/Hatipoğlu, s.1853 vd.

[40]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1005 ; Ünver, s.90.

[41]     Resmi Gazete, 17.03.2012 Tarih, 28236 Sayı - www.resmigazete.gov.tr, 02.04.2012 Erişim Tarihi.

[42]     Anayasa Mahkemesi’nin 2010/115 E. – 2011/154 K. Sayılı 17.11.2011 Tarihli Kararı V.Bölüm. ; karar için bkz. 17.03.2012 Tarih-28236 Sayılı Resmi Gazete.

[43]     Parlar/Hatipoğlu, s.1860.

[44]     Yargıtay 4.CD 2010/23669 E. - 2010/15547 K. sayılı 05.10.2010 tarihli kararı; “Sanığın  hırsızlık suçu şüphelisi olarak yakalandığında soruşturma ve kovuşturmadan kurtulmak amacıyla kardeşi M... A... olduğunu söyleyerek iftirasından, mağdur hakkında soruşturmaya başlamadan yargılamadaki ifadesi sırasında gerçeğe dönmesi karşısında hırsızlık suçundan hakkında dava açılıp açılmadığı da araştırılarak TCK’nin 269. maddesinde öngörülen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılmaması bozmayı gerektirir.” – www.dinamikhukuk.com

[45]     CMK MADDE 223 - (1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.

[46]     Tezcan/Erdem/Önok , s.858.

[47]     Özgenç İzzet/Şahin Cumhur, İddia ve Savunma Hakkı, GÜHFD, Y.2001 (Haziran-Aralık), C.V, Sayı I-II ; Erman Sahir, Hakaret ve Sövme Suçları, 2. Bası, İstanbul, 1989, s.133 ; Önder, Özel Hükümler, s. 219 ; SCHÖNKE/SCHRÖDER, § 193, kn. 6; Kunter Nurullah/Yenisey Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, İstanbul 2000, s. 75, 781.

[48]     Artuk Mehmet Emin/ Gökcen Ahmet/ Yenidünya Caner, 5237 Sayılı Kanuna Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2007, s.861

[49]     Yargıtay 4. CD. 2007/1228 E. – 2007/5153 K. sayılı 30.05.2007 tarihli kararı; “İmar planında gösterilen yolun arazi üzerinde belirlenerek açılması sırasında belediye görevlisince yapılan hatalı işlem sonucunda sanığa ait  bahçedeki ağaçların kesilip yola katılması dolayısıyla vermiş olduğu dilekçelerle, bu olayın sorumlusu olduğunu ileri sürdüğü katılan belediye başkanının cezalandırılmasını istediğinin anlaşılmasına göre, ileri sürülen maddi olayların suç oluşturup, oluşturmadığının ve suç oluşturuyorsa niteliğinin tayin edilmesi yargı makamlarına ait bulunmakla, eylemlerin suç işlemediğini bildiği kimseye suç atmak biçiminde olmayıp yakınma ve ihbar yasal hakkını kullanma niteliğinde bulunulduğu gözetilmeden, iftira suçunun oluştuğu gerekçesiyle hüküm kurulması bozmayı gerektirir.” – www.dinamikhukuk.com

[50]     YCGK, 1994/4-327 E. - 1994/349 K., 19.12.1994 T., www.kazancı.com

[51]     Yargıtay 4. CD. 2005/7341 E.- 2006/15304 K. sayılı 17.10.2006 tarihli kararı; “Sanıkların aşamalardaki değişmeyen savunmaları, evlerinin yanması olayı ve garaj kapı kilidinin kırıldığına ilişkin düzenlenen tutanaklar ile tutanak düzenleyicilerinin anlatımlarında "yangın çıkış nedenini tahmini olarak yazdıklarını" belirtmeleri karşısında, iftira suçunun hukuka aykırılık öğesinin ne surette oluştuğu ve şikâyet hakkını kullanıp kullanmadıkları tartışılmadan ve sanıkların yakınanların suçsuz olduğunu bilerek doğrudan kasıtla onlara suç yüklediğine dair kanıtlar gösterilip açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle  hükümlülük kararı verilmesi bozmayı gerektirir.” – www.dinamikhukuk.com

[52]     Tezcan/Erdem/Önok, s.861

[53]     Tezcan/Erdem/Önok, s.862 ; Küpper, BT/I Teil 2 § 3 no.26.

[54]     Tezcan/Erdem/Önok, s.864.

[55]     Artuk Mehmet Emin/Gökçen Ahmet/Yenidünya Ahmet Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2005, s. 753.

[56]     Tezcan/Erdem/Önok, s.864 ; Önder, s.303 ; Bayraktar, İÜHFM 1974 s.199 ; Erem/Toroslu, s.196 ; Erem II, s.1523 ; Soyaslan, s.486 vd. ; Artuk/Gökçen/Yenidünya, s.606 vd. ; 616.

[57]     Tezcan/Erdem/Önok, s.864 ; Küpper, BT/I Teil 2 § 3 no.28.

[58]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1008.

[59]     Parlar/Hatipoğlu, s.1854.

[60]     TCK MADDE 43 - (1)bir suçişleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda,bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza,dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bu suçun temel şekliile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.

        (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da birinci fıkra hükmü uygulanır.

[61]     Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Önok Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2010, s.934-935 ; Yenidünya, Legal 2005, s.2853.

[62]     Yargıtay 4.CD 2008/15691 E. – 2009/4928 K. sayılı 11.03.2009 tarihli kararı, “Sanığın C. Başsavcılığına verdiği yakınma dilekçesinde annesi ve kardeşi olan mağdurların kendisini bıçakla  yaraladıklarına dair asılsız isnatta bulunma biçimindeki eylemi hakkında TCK’nin 43/2. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığının tartışılmaması yasaya aykırıdır.” – www.dinamikhukuk.com

[63]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1009.

[64]     Bu yöndeki görüş için bkz. Tezcan/Erdem/Önok Ankara 2010, s.935 :

        (Yazarlar Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2005, s.866’da “Aynı fiilden dolayı aynı kişi, değişik makamlara birden fazla ihbar edilmiş olabilir. Burada da suç birden fazla olup, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmelidir” görüşünde iken; Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2010 s.935’te aksi görüşe geçmiş olup, bu görüşe ilişkin gerekçelerini de şöyle açıklamışlardır: “Aynı fiilden dolayı aynı kişi, değişik makamlara birden fazla ihbar edilmiş olabilir. Bu suçla korunan öncelikli yararın adliye olduğundan ve ihbar birden fazla olsa bile, tek bir ceza soruşturması yapılması tehlikesi yaratıldığı için, suçun da tek olduğu ve dolayısıyla zincirleme suç kurallarının uygulanması yoluna gidilemeyeceği düşüncesindeyiz.”)

        Yaşar Osman/Gökcan Hasan Tahsin/Artuç Mustafa, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Ankara 2010, 7842 ; Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1009.

[65]     Bu yöndeki görüş için bkz., Yenidünya Ahmet Caner, LHD,Y.2005, S.32, s.2853.

[66]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1010.

[67]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1010

[68]     TCK MADDE 271 – (1) İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkili makamlara işlenmiş gibi ihbar eden yada işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yıla kadar hapis cezası verilir.

[69]     Erol, s.1258.

[70]     TCK MADDE 66 - (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası; (e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer.

[71]     Erol, s.1258.

[72]     Yıldırım, s.179.

[73]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1011.

[74]     Tezcan/Erdem/Önok, s.874 ; Rengier, § 51 no.2.

[75]     Yargıtay 4. CD. 2008/15541 E. – 2010/13050 K. sayılı 05.07.2010 tarihli kararı; “Suç uydurma suçu soyut tehlike suçu niteliğinde olup fiilin herhangi bir zarara neden olması gerekmez. İşlenmemiş bir suçun işlenmiş gibi ihbar edilmesi üzerine soruşturmanın başlatılması zorunlu olmayıp, ihbarın objektif olarak soruşturma başlatmaya elverişli içerikte bulunması suçun oluşumu için yeterlidir. Bu husus dikkate alınmalıdır.” – www.dinamikhukuk.com

[76]     Tezcan/Erdem/Önok, s.876 ; Küpper, BT/I Teil 2 § 3 no.31 ; Rengier, § 51 no.4.

[77]     Tezcan/Erdem/Önok, s.876 ; Rengier, § 51 no.6.

[78]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1013 ; Artuk/Gökcen/Yenidünya, s.859.

[79]     TCK MADDE 281 – (1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez. 

[80]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1013 ; Tezcan/Erdem/Önok, s.876.

[81]     Parlar/Hatioğlu, s.1867.

[82]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1014 ; Artuk/Gökcen/Yenidünya, s.860 ; Parlar/Hatioğlu, s.1867.

[83]     Parlar/Hatioğlu, s.1867.

[84]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1015 ; Artuk/Gökcen/Yenidünya, s.863.

[85]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1015.

[86]     Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s.1015 ; Ünver, s.145.

[87]     Parlar/Hatipoğlu, s.1867.